Zina Hâlinde Mirasçılıktan Çıkarma

Zina Hâlinde Mirasçılıktan Çıkarma

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 185. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen sadakat yükümlülüğünü ihlal eden davranışlar, evlilik birliğinin korunması ve devamının sağlanması amacına ters düşmektedir. Cinsel sadakat, sadakat yükümlülüğünün kapsamına girmekte ve zina eylemi bu yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmektedir. Bu kapsamda, TMK’nin 510. maddesinde düzenlenen 2. bent uyarınca zinanın, aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde ihlal edilmesine bir örnek teşkil edip etmeyeceğinin tartışılmasında fayda görülmektedir.

Mirasbırakan, eşinin sadakatsizlik sonucu bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi durumunda manevi olarak derinden etkilenebilir, ayrıca eşler arasındaki sevgi, saygı ile güven bağı önemli ölçüde ortadan kalkabilir. Bu durumda, objektif olarak aile bağlarını koparacak nitelikte olan bu eylemin, sübjektif olarak da aile bağlarını fiilen koparması mümkündür. Bu nedenle TMK’nin 510. maddesinde açıkça düzenlenmemekle birlikte, öğretide zina, mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak kabul edilmektedir[1]. Ancak eşlerden birinin zina eyleminde bulunması objektif olarak mirasçılıktan çıkarma sebebi teşkil etmesine rağmen, diğer eşin bu durumdan etkilenmemesi veya bu eylemin göz ardı edilerek evlilik birliğinin devam etmesi hâlinde, sübjektif koşul gerçekleşmediğinden zinanın mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilmektedir[2].

Zina eyleminde bulunan eşe karşı, bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılmamış olması hâlinde dahi, mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarruf ile zina eyleminde bulunan eşini mirasçılıktan çıkarabilecektir[3]. Zina sebebine dayanılarak boşanma davasının açılmış olması durumunda ise, boşanma davası sonucu verilen kararın kesinleşmesiyle eşler artık birbirlerine mirasçı olamayacaklarından; mirasçılıktan çıkarmanın, boşanma davası devam ederken davacı eşin ölümü veya dava sonucunda boşanma kararı verilmemesi gibi durumlarda önem arz edeceği ifade edilmiştir[4]. Kanaatimizce, boşanma davasına konu edilmeyen zina eyleminin mirasçılıktan çıkarma sebebi olmasında somut olayın özelliklerine göre dikkatli bir inceleme yapılması gereklidir. Mirasbırakanın zina eyleminden manevi olarak etkilenmemesi nedeniyle sübjektif olarak aile bağlarının kopması koşulu gerçekleşmemişken, bu iddia öne sürülerek ölüme bağlı tasarrufla zina eyleminde bulunan eş mirasçılıktan çıkarılmak istenmiş olabilir. Bu durumda, mirasçılıktan çıkarılan eşin, TMK’nin 512. maddesi uyarınca sebebin doğru olmadığını ileri sürerek tenkis davası açma hakkına sahip olduğu görüşündeyiz. Öte yandan, mirasçılıktan çıkarmadan yararlanan mirasçı veya vasiyet alacaklısı, zina sebebiyle boşanma davası açılmamasına rağmen mirasbırakan yönünden bu eylem nedeniyle aile bağlarının koptuğunu ispat ettiği takdirde ölüme bağlı tasarruf sağ kalan eşin saklı payı yönünden geçerli olacaktır[5].

TMK’nin 512. maddesinin 1. fıkrası, “Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir” hükmünü amirdir. Anılan hüküm uyarınca, mirasbırakan, ölüme bağlı tasarrufta mirasçılıktan çıkarma sebebini açıkça belirtmek zorundadır. Ölüme bağlı tasarrufta sebebin açıkça gösterilmemesi hâlinde, mirasçılıktan çıkarma çıkarılan kişinin saklı payı yönünden geçerli olmayacaktır[6]. Söz konusu düzenlemenin amacının ise, hâkimin mirasçılıktan çıkarma sebebinin haklılığını değerlendirme imkânı elde etmesi olduğu ifade edilmektedir[7]. Bu bağlamda, eşi zina yapan mirasbırakanın mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak genel ifadeler kullanması, “aile yükümlülüklerini ihlal etti” veya “sadakatsizdi” gibi açıklamalar yapması, ölüme bağlı tasarrufta sebep gösterilmesi açısından yeterli olmayacaktır[8].

Mirasçılıktan çıkarma sebebi olan zina eyleminin, mirasbırakanın bu yöndeki iradesini ortaya koyduğu ölüme bağlı tasarruf anından önce gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bu durumda ölüme bağlı tasarruf yapılmadan önce meydana gelen ve tasarruf yapıldığı anda sona ermiş olan zina eylemi nedeniyle mirasbırakan, zinada bulunan eşini mirasçılıktan çıkarma hakkına sahiptir[9].

Öğretide, ileride ortaya çıkabilecek bir sebep nedeniyle mirasçılıktan çıkarmanın şartlı olarak yapılıp yapılamayacağı; buna göre, mirasbırakanın, eşinin zina eyleminde bulunabileceği ihtimaline dayanarak şartlı mirasçılıktan çıkarma tasarrufunda bulunup bulunamayacağı hususu tartışmalıdır. TMK’nin 512. maddesi dikkate alınarak yapılan yorum uyarınca, mirasçılıktan çıkarma sebebinin ölüme bağlı tasarrufta açıkça belirtilmesi gerektiğinden, henüz gerçekleşmemiş bir nedene dayanılarak şarta bağlı mirasçılıktan çıkarmanın mümkün olamayacağı savunulmaktadır[10]. Bu görüşe göre, aksinin kabul edilmesi hâlinde mirasçılıktan çıkarmanın sınırları çok genişleyecek ve doğmamış bir çocuk bile şarta bağlı olarak mirasçılıktan çıkarılabilecektir[11]. Şarta bağlı mirasçılıktan çıkarmanın mümkün olmadığı belirtilmekle birlikte, gerçekleşmiş bir mirasçılıktan çıkarma sebebinin mevcut olması hâlinde, geciktirici veya bozucu şarta bağlı mirasçılıktan çıkarmanın mümkün olduğu kabul edilmektedir. Bu bağlamda öğretide, mirasbırakanın, zina eyleminde bulunan eşinin mirasçılıktan çıkartılmasını, bu eylemi tekrar etmemesi şartına bağlayabileceği örnek gösterilmiştir[12].

Buna karşılık diğer bir görüşe göre ise, ölüme bağlı tasarrufun şarta bağlı olarak yapılabileceğini düzenleyen TMK’nin 515. maddesi dikkate alınarak, henüz gerçekleşmemiş bir sebebin gerçekleşmesi ihtimaline dayanılarak şarta bağlı mirasçılıktan çıkarmanın mümkün olduğu öne sürülmektedir. Mirasçılıktan çıkarma konusunda TMK’nin 515. maddesinde bir istisna yer almadığına değinen bu görüş uyarınca, mirasçılıktan çıkarma sebebinin mirasın açıldığı anda gerçekleşmiş olmasının yeterli olduğu; bu kapsamda ölüme bağlı tasarruf anında henüz gerçekleşmemiş bir sebebin mirasçılıktan çıkarmaya konu olabileceği; kaldı ki böyle bir şart konulabileceğinin kabulü hâlinde mirasçıların davranışlarında da dikkatli olacağının sağlanabileceği belirtilmiştir[13].

Mirasçılıktan çıkarma ile ilgili tartışmalı bir diğer husus, mirasbırakanın, mirasçılıktan çıkardığı saklı paylı mirasçısını affetmesi durumunda mirastan çıkarmanın hükümsüz kalıp kalmayacağına ilişkindir. Nitekim TMK’nin 542. maddesi uyarınca, mirasbırakan, mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin vasiyetnameden, anılan maddede belirtildiği şekilde yeni bir ölüme bağlı tasarrufla dönebilecektir. TMK’nin 578. maddesinin son fıkrasında da, mirasbırakanın affı neticesinde mirastan yoksunluğun ortadan kalkacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak cezai mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin hükümlerde böyle bir ifade yer almadığından, mirasbırakanın şekilsiz veya sözlü olarak mirastan çıkarılan kişiyi affı hâlinde sonuçlarının ne olacağı belirsizdir. Öğretide konuya ilişkin öne sürülen bir görüş, mirastan yoksunluğun af beyanı ile ortadan kalkmasına ilişkin hükmün kıyas yoluyla mirasçılıktan çıkarılmaya da uygulanabileceği yönündedir. Bu görüş doğrultusunda, mirasbırakanın herhangi bir şekle bağlı kalmaksızın mirasçılıktan çıkardığı kişiyi affetmesi hâlinde, mirasçılıktan çıkarma işlemi de ortadan kalkacaktır[14]. Buna karşılık bir diğer görüş, mirasbırakanın mirasçılıktan çıkarma işleminin, ölüme bağlı tasarruf şekline bağlı kalmadan yapılan bir af ile ortadan kalkmayacağı yönündedir. Buna göre, mirasçılıktan çıkardığı mirasçısını affeden mirasbırakanın, ölüme bağlı tasarrufla bu işlemden dönmesi hakkı bulunmasına rağmen bu hakkını kullanmaması, işlemin sonuç doğurmasını istemesi olarak yorumlanmalıdır[15]. Ayrıca mirasçılıktan çıkarma işleminde affın sonucuna ilişkin TMK’de bir düzenleme yer almamasının, bir kanun boşluğu değil, olumsuz çözüm olduğu da bu görüşü savunanlarca ileri sürülmüştür[16]. Konuya ilişkin bir başka görüş ise, af beyanının mirasçılıktan çıkarma işlemini doğrudan ortadan kaldırmadığı, ancak çıkarma sebebini ortadan kaldırması nedeniyle mirasçılıktan çıkarılana TMK’nin 512. maddesinin 3. fıkrası doğrultusunda tenkis davası açarak saklı payını talep etme hakkı vereceği şeklindedir. Nitekim bahsi geçen görüşü savunanlara göre, mirasbırakanın affı sonucunda mirasçılıktan çıkarılan ile mirasbırakan arasında kopan aile bağları yeniden kurulmuş olduğundan, artık ortada mirasçılıktan çıkarma sebebi de kalmamıştır[17].

Öğretide baskın görüş, mirasbırakanın şekle bağlı olmadan mirasçılıktan çıkarılanı affetmesinin, mirasçılıktan çıkarma işlemini ortadan kaldırmayacağı yönündedir[18]. O hâlde eşinin zina eyleminde bulunduğunu öğrenen kişinin, daha sonra eşini affetmesi ve aralarında yeniden bir bağ kurulmuş olması mirasçılıktan çıkarma işlemini ortadan kaldırmayacak ve mirasbırakanın ayrıca ölüme bağlı bir tasarrufla bu işlemden dönmesi gerekecektir.

Berna Berfin KAYA

 

[1] Rıza Çubukgil, “Mirastan Adi Iskatın Hukuki Mahiyeti ve Sebepleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 3, Ankara, 1950, s. 457; Ahmet M. Kılıçoğlu, Miras Hukuku, Genişletilmiş 7. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2017, s. 176; Bilge Öztan, Miras Hukuku, 8. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2017, s. 146; Ali Naim İnan, Şeref Ertaş, Hakan Albaş, Türk Medeni Hukuku Miras Hukuku, 10. Bası, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2019, s. 266; Mustafa Dural, Turgut Öz, Türk Özel Hukuku Cilt IV Miras Hukuku, 13. Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2019, s. 208; O. Gökhan Antalya, İpek Sağlam, Miras Hukuku Cilt III, Genişletilmiş 4. Baskı, Ankara, Seçkin Yayınları, 2019, s. 256; Zahit İmre, Hasan Erman, Miras Hukuku, Gözden Geçirilmiş 14. Basım, İstanbul, Der Yayınları, 2018, s. 250; Oğuz Ersöz, Türk Hukukunda Zina Sebebiyle Boşanma, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2018, s. 261; Erhan Günay, Yargıtay Kararları ve Öğreti Görüşü Eşliğinde Mirasçılık Sıfatının Yitirilmesi, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 66; Emel Badur, Gamze Turan Başara, “Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 65, S. 1, Ankara, 2016, s. 111.

[2] Öztan, Miras Hukuku, s. 146; Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 208; Ersöz, s. 261. Karşı görüş için bkz. Kürşad Yağcı, Cezai Mirasçılıktan Çıkarma (Cezai Iskat), İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2013, s. 191-92, dn. 292.

[3] Ersöz, s. 261.

[4] Ersöz, s. 261.

[5] 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 512. maddesinin 2. fıkrasında ispat yüküne ilişkin, “Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer” hükmüne yer verilmiştir. 08.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmî Gazete (www.resmigazete.gov.tr) (E.T.: 01.09.2020).

[6] Öztan, Miras Hukuku, s. 154; Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 209; Antalya ve Sağlam, Miras, s. 257.

[7] Öztan, Miras Hukuku, s. 154; Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 209.

[8] Antalya ve Sağlam, Miras, s. 258; Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 209; Öztan, Miras Hukuku, s. 154.

[9] Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 209.

[10] Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 210; Antalya ve Sağlam, Miras, s. 258; Ersöz, s. 262.

[11] Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 210; Yağcı, Çıkarma, 2013, s. 325-326.

[12] Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 210-211; Antalya ve Sağlam, Miras, s. 258; Ersöz, s. 262. Serozan, mirasbırakanın, eşini, kendisini aldatması geciktirici şartına bağlı olarak mirasçılıktan çıkarabileceğini örnek göstermiştir(Rona Serozan, Baki İlkay Engin, Miras Hukuku ve Uygulama Çalışmaları, Güncellenmiş 6. Baskı, Ankara, Seçkin Yayınları, 2019, s. 402).

[13] Yağcı, Çıkarma, s. 326-329; Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 210.

[14] Serozan ve Engin, Miras, s. 403. Öğretide ileri sürülen söz konusu görüşle ilgili detaylı bilgi için bkz. Yağcı, s. 378-379.

[15] İmre ve Erman, s. 253; Antalya ve Sağlam, Miras, s. 261.

[16] Öztan, Miras Hukuku, s. 147.

[17] Yağcı, Çıkarma, s. 388; Öztan, Miras Hukuku, s. 148; Dural ve Öz, Miras Hukuku, s. 216.

[18] Yağcı, Çıkarma, s. 379. Affın mirasçılıktan çıkarma işlemini doğrudan hükümsüz kılmayacağı görüşüne katılmakla birlikte, mirastan yoksunluk konusunda TMK’de öngörülen çözümün cezai mirasçılıktan çıkarma için öngörülmemesini hakkaniyete aykırı bulan ve sorunun TMK’nin 2. maddesi çerçevesinde ele alınmasını gerektiren görüş için bkz. İnan, Ertaş, Albaş, Miras Hukuku, s. 273. Nitekim yazarlar, konuya ilişkin öğretide verilen bir örneğe yer vererek, sevgilisiyle evden kaçması nedeniyle mirasçılıktan çıkarılan kadının, bir süre sonra eve dönmesi ve eşi tarafından affedilmesi akabinde uzun yıllar beraber yaşamalarına rağmen, eşinin ölümü sonucu kadının mirasçılıktan çıkarılması işleminin ortadan kalkmamasının doğru olmadığını savunmuşlardır(Bkz. s. 273).