Gizlilik Vasfı Olmadığı Tespitine Rağmen MİT’le İlgili Bilgilerin İfşa Edildiği Gerekçesiyle Verilen Mahkûmiyet Hükmü İfade Özgürlüğü İhlalidir!

Gizlilik Vasfı Olmadığı Tespitine Rağmen MİT’le İlgili Bilgilerin İfşa Edildiği Gerekçesiyle Verilen Mahkûmiyet Hükmü İfade Özgürlüğü İhlalidir!

16 Ağustos 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru; bir internet sitesinde yazılan makalelerden dolayı hakaret etme ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununa muhalefet suçlarından cezalandırılma nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2012 yılında Millî İstihbarat Teşkilatından emekli olan başvurucu, emekli olduğu tarihe kadarki yirmi üç yıllık çalışma hayatında istihbarat, istihbarata karşı koyma, karargâh, bölge birimlerinde ve yurt dışı birimlerde görev yaptığını belirtmiştir.

Başvurucu kendisine ait olan internet sitesinde MİT içindeki görevlendirmeleri ve MİT Müsteşarını hedef alan yazılar yazıp yayımlamıştır. 12 Haziran 2016 tarihli paylaşımları nedeniyle başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakaret, iftira ve istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etme suçlarından soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucu, soruşturma aşamasındaki savunmasında yazıdaki bilgileri açık kaynaklardan derlediğini belirtmiştir. Başsavcılık, başvuruya konu yazıdaki bilgilerin temin edildiği kaynaklar olarak gösterilen internet sitelerinde bahsi geçen haberlerin olup olmadığının tespiti için bilirkişi görevlendirmiştir. 01 Haziran 2017 tarihli bilirkişi raporunda yazı içeriği ile atıfta bulunulan açık kaynaklardaki bilgilerin aynı olduğunun belirlendiği belirtilmiştir. Bunun üzerine Başsavcılık, hakaret ve iftira suçlarından kamu davası açmış; istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etme suçundan ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. MİT’in şikâyetçi sıfatıyla karara itiraz etmesi üzerine Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar vermiştir. Başsavcılık bu kez 2937 sayılı Kanun md. 27/3’te düzenlenen istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etme suçundan kamu davası açmıştır.

Yargılamayı yapan Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi, 15 Mayıs 2018 tarihinde başvurucunun iftira suçundan beraatine, hakaret suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası ile mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etme suçundan ise 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

İlk derece mahkemesi, hakaret suçuna ilişkin gerekçesinde paylaşımların eleştiri mahiyetinde olmayan tahkir ve tezyif edici ifadeler olduğu değerlendirmesi yapmıştır. Mahkemenin istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etme suçuna ilişkin gerekçesinde ise MİT’te görev yapmış pek çok kişinin isminin ve yaptığı görevin paylaşımlarla ifşa edildiği belirtilmiştir.

Başvurucunun hakaret suçundan verilen cezaya yaptığı itirazı değerlendiren Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 03 Temmuz 2018 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu, hem hakaret suçuna ilişkin verilen itirazın reddi kararına hem istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etme suçundan verilen mahkûmiyet kararına karşı 15 Mayıs 2019 tarihinde istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf talebini inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, hakaret suçuna ilişkin olarak Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kesin olduğu gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına, diğer suç yönünden ise istinaf talebinin reddine 16 Temmuz 2019 tarihinde kesin olarak karar vermiştir.

2937 sayılı Kanuna muhalefet suçu yönünden bireysel başvuruda bulunan başvurucu; başvuruya konu yazıları internet sitelerinde ve ulusal gazetelerde yayımlanan haberlerden derlediğini, daha önce basında yer alan bilgilerin gizlilik özelliği taşımaması nedeniyle ifşa olarak nitelendirilemeyeceğini, toplumun bildiği bilgileri dile getirmesi nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğü ile diğer anayasal haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulduğu kanaatine varan Anayasa Mahkemesi; başvuru konusu müdahalenin 2937 sayılı Kanun md. 27 uyarınca gerçekleştirildiği ve kanunilik ölçütünü karşıladığını, müdahalenin millî güvenlik ile kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğunu ve meşru bir amaç taşıdığını değerlendirmiştir.

Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunlukla ilgili değerlendirme yapan Yüksek Mahkeme; tartışılması gereken esas meselenin başvurucunun paylaşımında yer alan bilgilerin gerçekten de MİT mensupları ile onların aileleri ve istihbarat faaliyetine yönelik tehdit oluşturup oluşturmadığı olduğunu, derece mahkemelerinin ise söz konusu bilgilerin gizliliğini korumaya yönelik menfaatler ile toplumun bu bilgilerden haberdar olma menfaati arasında denge kurması gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi ilk olarak başvuruya konu yazıda açıklanan bilgilerin gizli olup olmadığına, dolayısıyla bu paylaşımın ifşa etme olarak kabul edilip edilemeyeceğine odaklanmıştır.

Bir bilginin ilk kez ifşa edilmesiyle daha önce ifşa edilen bir bilginin paylaşılması arasında dikkatli bir ayrım yapılması gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi; başvurucunun MİT’in personel atamalarına ilişkin olarak yaklaşık yirmi farklı internet sitesinde yer alan haber ve yorumları derleyip bu atamalara ilişkin eleştirilerini de eklemek suretiyle başvuruya konu yazıyı paylaştığını iddia ettiğini, başvurucunun anılan yazıda bilgilerin kaynaklarını gösterdiğini ve bununla ilgili bilirkişi incelemesi yapıldığını, 01 Haziran 2017 tarihli bilirkişi raporunda yazı içeriği ile atıfta bulunulan açık kaynaklardaki bilgilerin örtüştüğünün belirtildiğini ve bu hâliyle başvurucunun yazısında yer alan bilgilerin açık kaynaklarda yer alıp daha önceden aleni hâle gelmiş dolayısıyla gizlilik vasfı olmayan bilgiler olduğu yönünde teknik bir tespit bulunduğunu ifade etmiştir. Bu nedenle bilgilerin gizli olduğu ve paylaşımın da ifşa niteliğini taşıdığı tespitinin yapılabilmesi için bilirkişi raporundaki tespitlerin çürütülmesi gerektiğinin altını çizen Mahkeme; başvurucunun kovuşturma aşamasında da yazısında dile getirdiği hususların gizli olmadığı ve daha önce belirttiği açık kaynaklarda bu bilgilerin yer aldığı yönündeki itirazlarını sürdürdüğünü, buna karşın yargı makamlarının soruşturma aşamasında başvurucunun savunmasını doğrulayan bilirkişi raporunu çürüten yeni bir bilirkişi raporu alma yoluna gitmediğini ve başvurucunun yargılamanın sonucunu değiştirmeye matuf savunmalarına neden itibar etmediğini açıklamadan mahkûmiyet kararı verdiğini, istinaf talebinin ise ek bir gerekçe belirtilmeden reddedildiğini, bu suretle yargı makamlarının ifade özgürlüğü ile millî güvenliğin korunması meşru amacı arasında adil bir denge kurmaya çalışmadığını ve yalnızca soyut bir değerlendirmeyle söz konusu yazının anılan suçu oluşturduğunu kabul ederek başvurucuyu mahkûm ettiğini belirtmiştir.

Sonuç olarak başvurucunun hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûmiyetinin zorunlu bir ihtiyacı karşıladığını ve amaca ulaşmak bakımından orantılı olduğunun ortaya konulamadığı, derece mahkemelerinin ileri sürdüğü gerekçelerin başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ilgili ve yeterli olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varan Yüksek Mahkeme, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 26’da güvence altına alınan ifade özgürlüğünün usul güvenceleri yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir. Öte yandan Mahkeme, ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması ve somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı gerekçesiyle eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ihlal nedeniyle oluşan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesi kararı vermiştir. Maddi tazminat talebi ise bilgi ve belge sunulmadığından reddedilmiştir.

Ayrıca hakaret suçu yönünden bireysel başvuruda bulunan başvurucu; paylaştığı yazıda geçen ifadeler nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Somut olayda başvurucunun hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazının Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince 03 Temmuz 2018 tarihinde reddedilerek kararın kesinleştiğini, başvurucunun kesin nitelikteki ret kararına karşı 15 Mayıs 2019 tarihinde istinaf talebinde bulunduğunu, İstinaf Mahkemesinin itiraz konusunda önceden kesin karar verildiğinden aynı karara yönelik karar verilmesine yer olmadığına karar verdiğini belirten Anayasa Mahkemesi; başvurucunun kesin olduğu açık olan ve karar içeriğinde de belirtilen bir karara karşı hatalı şekilde başka bir kanun yoluna başvurarak kanun yolunda yanılmasının kararın kesinleşmesini ve bireysel başvuru süresinin yeniden başlamasını etkilemeyeceğini, dolayısıyla başvurucunun nihai kararı en geç istinaf talebinde bulunduğu 15 Mayıs 2019 tarihinde öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiğini, başvurunun otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra yapıldığı sonucuna ulaşmış ve başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Yüksek Mahkeme kararının tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.